4 Kasım 2016 Cuma

HDP milletvekilleri neden tutuklandılar - Tünay Süer

HDP milletvekilleri neden tutuklandılar - Tünay Süer
HDP’li milletvekillerinin dün gece bir operasyonla gözaltına alınmaları ve sabah Diyarbakır'da emniyete düzenlenen bombalı saldırı haberi ile yine çok tatsız bir güne başlamış olduk.
PKK’nın üstlendiği bombalı saldırıda 2'si polis 9 kişinin şehit olduğunu, 100'den fazla kişinin yaralandığını açıklandı.
14 yıl bitiyor neredeyse 15 yıl olacak, hangi yıl mutlu bir Türkiye olabildik ki?
Terörün bu kadar azmasına ve Türkiye’nin böylesine bataklığa saplanmasına sebep AKP iktidarıdır.
AKP iktidarı Öcalan ve PKK’lılarla sürdürdüğü “açılım” sürecinde Güneydoğu bölgesini fiilen PKK’ya teslim etti.
PKK oralarda istediği gibi at koşturdu.
Yol kesti, haraç topladı, bombalar gömdü.
Kırsaldan getirilen silahlar örgüt üyelerine dağıtıldı.
PKK, belediyeler eliyle devletleşme sürecini geliştirirken TSK’nın eli kolu bağlandığı için sadece çaresizce seyretti.
Bölgede Türk bayrağı yerine PKK paçavraları asılıyordu.
Tüm bunları bilen, gören AKP den hiç ses çıkmadığı gibi adeta izin çıkmıştı.
İşler o kadar ileri gitti ki;
BDP Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak ve Fırat Anlı 30 Mart’ta
oylarımız tavan yapacak özerklik tescillenecek.
Kürtler bir halk olarak varsa kendini yönetme hakkı da vardır. Güneyde bağımsızlığa yakın bir federasyon oluştu” diyorlardı.( Zaman Gazetesi 20.2,2014 İsmail Avcı)
Velhasıl AKP Hükümetinin başlatmış olduğu “açılım Süreci’yle özerklik talebi Türkiye’nin gündemine oturtulmuştu.
BDP’nin “Demokratik özerk yönetim” diye anlattığı projeye iktidar partisi ve CHP de sessiz kalmıştı.
Kılıçdaroğlu “Dersimden sesleniyorum, barış süreci kimsenin tekelinde değildir.
Bu ülkede barış sağlanacaksa bunu yapacak parti CHP dir.
Herkes çok iyi bilsin ki bu ülkede barış süreci durmaz” diyordu.
İşte işlerin bu durumlara gelmesinde muhalefet partilerinin de etkileri büyüktür.
MHP’yi muhalefetten saymıyorum ama CHP’nin AKP karşısında dik duramayışı ve halkın kendisinden beklediği muhalefeti yapmaması da büyük etkendir.
Bir CHP’li olarak bunu içim yanarak söylüyorum.
Meydanı boş bulan AKP geçen yıllar içerisinde bu günlere gelmeyi rahatlıkla hazırladı.
Bugün Türkiye’de ilan edilmemiş bir sultanlık, bir dikta rejimi yaşamaktayız.
Bizler bunu hak etmiyoruz…
                                                                 ***
HDP çok güzel vaatlerle meclise girme hakkını kazandı.
80 milletvekili çıkarır çıkarmaz verdiği sözler lafta kaldı.
Bir şekilde kendisine oy veren onca insanı kandırmış oldu.
Siyasal parti gibi değil PKK militanları gibi çalışıldı.
Yüzlerce askerimizin, polis ve sivil vatandaşımızın ölümlerine sebep oldular.
Bölgede aldıkları belediyeler PKK’nın sığınağı, silah deposu haline getirildi.
Belediye araç gereçleri PKK emrine verildi.
Halk HDP den PKK’yı lanetlemesini beklerken HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş 2014 yılında, 6 - 7 Ekim'de halkı sokağa çağırıp ortalığı ateş topuna döndürmüş 50 vatandaşımızın ölümlerine sebep olmuştu.
Bunlardan ötürü ifadeleri alınmak istenmişti.
Velhasıl Demirtaş ve HDP çok yanlışlıklar yaptılar hep birlikte.
Bunları uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Demirtaş halen yanlışlıklara devam etti.
Açıkça PKK’yı desteklemek,
Türkiye’yi yalan beyanlarla dünyaya şikâyet etmek, bölmeye kalkmak ve emperyalistlerin amaçlarına hizmet içinde olmak…
Ayrıca savcılık davetine gitmemekle ülkeyi yine kaosa sürüklemeye çalışmasıdır bence.
Kılıçdaroğlu "Halkın seçtiği siyasi partinin vekillerinin ve genel başkanlarının tutuklanması milli iradeye darbedir. Seçimle gelen seçimle gitmelidir!" ifadelerini kullandı ama milli iradeyi takan mı var?
Milli irade saraya hapsedilmiş.
Her şey tek adamın dudakları arasında kalıncaya kadar neredeydik bizler?
Bahçeli; ”bu vatana kim ihanet ediyorsa ve terörü destekliyorsa bunun yargıda hesabını vermelidirler. Hak ettikleri cezayı almalıdırlar” dedi.
Bu doğrudur.
Ancak adil yargı ile olmalıdır.
Bir yazı yorumunda şu ifadeler vardı.
Bahçeliye sormuşlar.
Şimdi PKK ile açılım yapan, Oslo’da görüşen, silah yığmalarına göz yumanlarla, IŞID’da destek verenlere, koruyanlara da söyleyecek bir sözün var mı?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu İzmir’deki bir açılıştaki konuşmasında, Kim bu ülkeyi bu girdaptan kurtaracak? Demiş.
CHP kurtaracak tabi.
Acil kendi özüne dönerek…
Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Tünay Süer
04.11.2016

Korkuyorum!....( I ) - Mehmet Halil Arık

DOSTLAR, ARKADAŞLAR, YURTSEVERLER…FERYADA KULAK VER!...
Korkuyorum!....( I ) - Mehmet Halil Arık
Meydan okunuyor…
Sana-bana değil…Alıştık ona!...
Dünyaya!...
Ey Amerika!.. Ey Fransa… Almanya, Rusya!... Ey Irak… Sen Kimsin!...
Olanların telafisi ya hiç olamayacak… ya da yılları bulacak!...
Hırsızlık… Arsızlık… Bozulan ekonomi, gelir dağılımının bozukluğu, ihale yolsuzluğu, sel baskını, su taşkınından değil korkumuz… Telafisi var o yaraların!... Sararız.
Yaramız derinlerde!...
Daha da derinleşirse, hep kaybeden olacağız. Telafisi yok dememiz bundan…
İçerde hukuk bitti; dışarda dost!...
Doymak bilmez bir ihtirasın esaretinde… kirli siyasete kurbanı olmaya zorlanıyoruz.
Ne makamda, ne parada… hiçbir noktada; son bulmuyor ihtiras!...
Her istek, yenilerine yeni boyutlar kazandırıyor!...
Azıyor, azarlıyor!... Ne garip ve ne yazık ki; öfke, sorgulanmadan alkış alıyor.
Korkutuyor, sindiriyor…. Yıldırıyor!... Alkış da büyüyor.
Her hukuksuz durum, bir önceki günü unutturuyor…
Azınlığın doymazlığı, çoğunluğun aymazlığından besleniyor.
Güvensiz hukukun açtığı yara derin olur.
Dünü unutturamaz güvensiz hukuk… yarınları da kuramaz!....
Keserin ya da sapın dönmesi, adaletin telafisi değil; olsa olsa tecellisidir.
Uykuda mıyız…?... Aymaz mıyız!?... Dört maymunu oynamak mı yaşamdaki payımız?…
Görmedik, bilmiyoruz, duymadık… Aldatıldık!...
Her şey… Aleni… Açık… Meydanda… Göz önünde oysa!...
Sarı öküzün huyunu en iyi besleyeni bilir oysa!...
Apo aldatmış… Fetö aldatmış… Esed aldatmış… Balyoz aldatmış
Yalancının mumu hani yatsıya kalmaz sönerdi…? Demek ki; kahpesi içerde durumun!...
…“Allah da Millet de affetsin” talebinin karşılık bulmayacak olmasına ön tedbir mi yoksa bazen yasa, bazen KHK olarak önümüze konan dayatmalar?
Gayriyasal fiili duruma Anayasayı uydurma, gayreti yasalardan öte geçip vicdanlara iner mi sanırsınız!?...
Hangi “pardon!” Ergenekon, Balyoz zindanlarına bedel olabilir ki?
Var mıdır bir “pardon!” Ali Tatar’ı kanlı-canlı ailesine, ülkesine geri teslim edebilecek!..
Hukuk yaşamın kendisidir. Ertelemesi olmaz… Olamaz!..
Hukuk, kişilere ve makama özel işlemez!... İşlerse adı “hukuk” olmaz.
Gününde gelmeyen adalet, adalet değildir. Bu söz; yaşam-hukuk- zaman kavramlarının buluşma düzlemini anlatır.
Hiç kimse, “biz hesabı ilahi adalet huzurunda veririz” deme hakkını kendisinde bulamaz.!... İlahi adalet, hukukun yerine geçmez!... Sandıklar da mahkemelerin yerini tutmaz!...
Tek hukuklu bir hakimiyet hüküm sürdüğünce demokrasi işlevdedir.
Kurallarını işletemeyen hukuk, düzeni kuramaz, kurulu düzeni sürdüremez.
Sürdürülemeyen düzenin adı kaostur… kaosun sonu yıkım!...
Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci – DENİZLİ


Emekli Öğretmenin Başına Gelenler, Yiyecek Ekmeğe Muhtaç Durumda

Emekli Öğretmenin Başına Gelenler, Yiyecek Ekmeğe Muhtaç Durumda
Aslen Kaman Büyükoba köyünden, Ankara Batıkent Uğur Mumcu Mahallesinde oturan Emekli Öğretmen Zeynel Aslan’nın başına gelenleri, yoksulluğa, perişanlığa düşmesinin ibretlik olayını anlatmak istiyorum.
2016 nın Ekim ayının ilk haftalarında Ostim-Jandarma metro Ego servis otobüsünde Zeynel Aslan’a rastladım, selamlaşıp yan yana oturduk.
Daha önceki aylarda yine bu otobüslerde zaman zaman karşılaşıyorduk, ama derdini bana anlatamıyordu. Fakat her ay gittikçe zayıflayan düşkün bir halini görüyordum ama ayrıntıları konuşamıyorduk. O başka mahallede ben de, komşu İnönü Mahallesinde oturuyordum.

BORÇ PARA İSTEDİ
Otobüste yan yana otururken, hal hatırdan sonra, bana, “Cevat gardaş sana bir şey anlatacağım, benim biraz borcum var bana yardım edebilir misin”, dedi. Ben de önemsiz bir borç sanarak, hepimizin az çok borcu vardır, birbirimize yardımımız sınırlı olur, dedim ve ne kadar borcun var, dedim. “30 bin lira kadar, bana hiç olmazsa on bin, on iki bin kredi çekip verebilir misin”, dedi. Ben de, Zeynel Bey, ne yaptın da bu borcu yaptın, dedim. O da, “kredi çekip araba almıştım, şimdi ödeyemedim, ipotek icra el koydu” dedi. Ben de, üzgünüm, oğlum için kredi çektim, taksit taksit bana ödüyor, bazen ödemiyor, istesem de sana bu parayı veremem, keşke verebilseydim, dedim. Ahladı vahladı üzüldü, ama benim de yardım edecek durumum gerçekten yoktu. Söz arasında, “bir yaralı parmağa işemiyon” diye amiyane bir deyimle sitemle dokundu. Ben de bu konuda üzgün olduğumu söyledim, durakta ayrıldık.

ÖDÜNÇ ALTIN İSTEDİ
Aynı giden Ekim ayında başka bir gün, aynı otobüste yine karşılaştık; bu kez, “hemşerim çok dardayım, yardım edersen Hicaza gitmiş gibi olursun, paran yoksa yengenin altınları varsa, tarttıralım, bozdurup bana ver, bende aynı gram altını ileride sana öderim” dedi.
Ben de o kadar altın olmadığı halde, eşimle bir görüşeyim ama olsa olsa onun iki bileziği var, bu da sana yetmez, dedim. Telefonlaşalım, yine de araştıralım, dedim. O da, “telefonum bile yok, ne kontur alabiliyorum, ne ödeyebiliyorum, telefonum da yok” dedi.
Durağa gelirken, benim evde yedek bir telefonum var, sana vereceğim, dedim ayrıldık.
Birkaç gün sonra, yedek telefonumu alarak evine gittim, telefonu verdim. Evinin önünde dış duvar var, çevredeki evlerin süslü korunaklı dış kapılar varken, Zeynel’gilin kapısı yok, iş makinesiyle yük kaldırılan ahşap kalıptan kapı ile kapanıyordu. Evin önüne, kapısız haline baktığınız zaman bile ne hallere düştüklerini anlarsınız.

ÖĞRENDİM Kİ BORÇ BOYUNU AŞMIŞ
Evinin önünde dikilirken, Zeynel Aslan’a, bu borç neyin nesi bana açıkça anlat, dedim. O şunları anlattı:
“- Bundan dört beş sene önce kalp krizi geçirdim, buraya yakın Bilgi Hastanesine götürdüler. Orada kalp ameliyatı oldum. Bir hafta, on gün yattım, sonra şu ameliyat bu ameliyat olursan iyi olur, dediler. Çıkarken on bin lira borcum olduğunu söylediler”.
Ona: 
Zeynel Bey, sen emekli memursun, devletin çeşitli hastaneleri varken neden özel hastaneye gittin de, dar gelirli halinle bu borca uğradın, dedim.


TEFECİNİN TUZAĞINA DÜŞMÜŞ
Zeynel Aslan şöyle dedi:
“Ben bu kadar para tutacağını kestiremedim. On bin lirayı bulamadım, üstelik borcum da vardı. Bir tefeciden açık bono vererek on bin lira aldım. Denize düşen meğer yılana sarılır mış. Adam benden, parayı verirken, “her ay maaşımdan kesilsin” gibi bir de taahütname aldı. Parayı aldım ama gününde ödeyemedim. Adam, tefeci, benim imzalayıp verdiğim, açık bonoya on bin lira para verdi ya 48 bin lira yazmış, yani borcum bir hamlede 48 bin lira olmuş. İcraydı bankaydı derken, benim maaşıma alacaklılar el koydu, elime hemen hemen hiç para geçmiyor”. 
O kadar sinirlendim, o kadar etkilendim ki, ona dedim ki, “yav kardeşim sen okul müdürü olarak emekli oldun, bu tuzağa nasıl düşersin”. Bunun üzerine o, “ne yapayım, çaresiz kaldım”.
Bu arada Zeynel Aslan, borca araba da alıyor, yani bankadan kredi çekip araba alıyor, borcunu ödeyemeyince banka arabaya el koyup araba icradan ucuz mucuz satılıyor.
Çeşitli borçlarla faizlerle borç katlanıyor.
Ben bir korku filmi izler gibi, Zeynel Aslan’ın anlattıklarına şaşkınlıkla bakıyorum, sinirimden, şaşkınlığımdan ne diyeceğimi bilemiyorum.
Emekli Öğretmenin Başına Gelenler, Yiyecek Ekmeğe Muhtaç Durumda

SU, ELEKTRİK, DOĞALGAZ FATURALARI YATMAMIŞ. 
Şimdilerde canlı ceset gibi ortalarda dolaşan, nereye başvuracağını şaşıran dalboylum (uzun boylu) Zeynel Aslan’dan öğrendiğime göre, oturduğu evin bir yıldan fazla bir zamandır ne elektrik, ne su, ne de doğalgaz faturaları yatıramamış.
Biz bunları kapının önünde konuşurken, merdivenden düşüp ayağını kıran Zeynel Aslan’ın eşi Mevlide Aslan, sürüne sürüne gelmiş kapıyı araladı ve inleyerek şunu söyledi:
“Aman Cevat Bey, tuvalet de tıkalı, perişanız bir hal çaresine bakın”…
Zeynel Aslan’a, peki tuvalet işini ne yapıyorsunuz değdim zaman şöyle dedi:
“-Ben cami tuvaletine gidiyorum, hanımgil de komşunun tuvaletine gidiyorlar” dedi. Aman tanrım, sefaletin böylesi mi olur, diye söylendim. Zeynel Aslan, anlatıyordu:
“-Bir yıldan fazla zamandır su parası yatmadığı için, Aski’den gelmişler sayacı söküp götürmüşler, suyu da mühürlemişler, şimdi evde su da yok.”  Aman Tanrım, kafamdan sanki kaynar sular döküldü, bu nasıl sefalet, bu nasıl düşüncesizlik, hesapsızlık diye söylendim, evde su yok, tuvalet yok bu nasıl yaşantı, say ki mağarada yaşanıyor.
 Bunun üzerine Yenimahalle Aski Müdürlüğüne, mağduriyetini, belirten bir dilekçe ile kapanan logarın açılmasını ister. Oradan gelen bir görevli, eve bakar, gider. Aski’den derler ki, “üç yüz lira yatır, orayı açalım, tıkanma çökme senin bahçende parayı yatırmadan olmaz”.

MAHALLE MUHTARI ÇOK İLGİSİZDİ
Bu ailenin düştüğü durumu, bir emekli öğretmenin başına gelenleri, yardıma muhtaçlığını anlatmak, buna nasıl yardım edebiliriz diye görüşünü anlamak, yardımını istemek için Uğur Mumcu Mahallesi Muhtarı Cennet Mumcu’ya gidip durumu anlattığım zaman, yüzüme dahi bakmadan öylesine ilgisiz tavırla aynen şöyle dedi: “hoo öylesine yardıma muhtaç milyonlarca insan var” . Başka da hiçbir şey söylemedi. Çeşitli yerlere yardım talep eden yazının bir nüshasını ona vermek istedim, “işime yaramaz”, diyerek eliyle itti. Nice muhtarlar gördüm ama böylesine ilgisiz, saygısız muhtar görmedim.

Böyle demesine, ilgisiz kalmasına o kadar çok şaşırdım ki, kendi kendime, bu ne biçim muhtar, bu ne biçim halk adamı, Anadolu’da herhangi bir muhtar asla bu kadar ilgisiz kalamaz, diye söylendim durdum.

TURPUN BÜYÜĞÜ HEYBEDE (ARKADA), ZEYNEL’İN EVİ DE GİTMİŞ.
Emekli Öğretmenin Başına Gelenler, Yiyecek Ekmeğe Muhtaç Durumda
Avşarların bir özdeyişi vardır, “turpun büyüğü heybede”, işin büyüğü arkada geride diye, işte öylesine bir şey, Zeynel’in anlatımları. Peş peşe gelen borçları, sıkıntıları, felaketleri bana gün gün taksit taksit anlatıyordu.
Başına gelen düşüncesiz, tuhaf borçları zaman zaman aralıklarla nasıl yaptıysa, bana da üç beş gün arayla parça parça anlatmaya başlıyordu.
Zeynel Aslan’ın anlattığına göre, bir tanıdık, merhaba dediği, üçkâğıtçı bir emlakçiyle anlaşır. Emlakçi buna der ki, “madem borçların var, kredi çekemiyorsun, sen eviyin tapusunu bana ver, ben senin için kredi çekeyim sana vereyim, sen borcunu ödedikten sonra, ileride ben senin evini iade ederim”.
Zeynel Aslan’ın borçları, faizi artmakta, borçlu olduğu için de bankalardan kredi çekemiyor, çaresiz, tatlı dilli kurnaz emlakçinin tuzağına düşer. Zeynel Aslan anlatıyor:
“-Ben evin tapusunu emlakçiye verdim, kredi çekmiş bana 127 bin lira getirdi. Sonra borçlarımı dağıttım, kalan para ile evin bazı tamiratlarını yaptırdım”. 
Aman Tanrım, ben daha beter şaşkınlık içindeyim; “adam bana kredi çeksin” diye, en az 250 bin liralık evini elin adamına veriyor, güya 127 bin lira evine karşılık kredi parası alıyor, “nasıl olsa evimi geri alacağım”, diye düşünüyor.
Zeynel Aslan’a dedim ki, “Zeynel hemşerim, sen ne cesaretle elin adamına eviyin tapusunu veriyorsun, adam evi ya vermezse ya”, dediğim zaman şöyle dedi:
“-Satarken şahit var, temelli satış yapmadık, parayı verince evin tapusunu geri alacağım, sözleşmemiz öyleydi, şahit var,  mahkeme var, evden çıkmam ki”. Üstelik borçlar da bitmemiş. Zeynel son ümit olarak bana şunu söyledi: “Acaba hemşerim tanıdık bir avukat var mı, bu işe bakacak, acaba avukat bunu kaça alır”. Ben de Zeynel Bey, bir avukat en küçük davayı beş bin liradan aşağıya bakmıyor, bilmem nasıl yaparsın. Ben, sözüme darılma ama sen kendi elinle tapuyu vermişsin, yani evini satmış görünüyorsun, ne cesaretle söze kanıp eviyin tapusunu veriyorsun, kısaca evin elden gitmiş, dedim. Senin yapacağın kirada olan oğlunla uzak bir semtten büyük bir daire tutup oğlunla birlikte oturmaktır, başka çaren yok veya senin yapacağın en son çare,  alırlarsa huzurevine sığınmaktır, dedim.  O zaman Zeynel’in, dudakları titredi, gözleri buğulandı ağlamaklı oldu, sanki ağlamayı engellemek için çaba gösteren telaş, üzüntü içindeydi.
İçimden yüzüne karşı, eyvah salak adam evin elden gitmiş, sen ne yaptın, diye düşündüm.
Anladığım kadarı ile Zeynel Aslan ailesi şu anda yiyecek ekmeğe muhtaçlar. Bana, Kızılayın getirdiği paket için, “Kızılaydan gelen bu yiyecek paketi her ay mı gelecek, bir defaya mı mahsus”  diyerek yardımın devamını umuyordu.
Hanımı Mevlide Hanım, bembeyaz olmuş saçları ile bastona dayanarak, kapı aralığından başını uzattı, üzüntü içinde şunları söyledi:
“Aman Cevat Bey, çocuklara bir şey söyleme, “nasıl düştünüz bu duruma” gibi laflar söyleme, zaten çok üzüntü içindeler. Komşulara da böyle söyleme”. 
Bunu düşünerek, Kızılay Genel Merkezine tüm gelişmeleri özetleyerek, bir öğretmenin yoksul duruma düştüğünü ve bu aileye Kızılay’ca acilen yardım edilmesi gerektiğini belirten bir mail attım, e-postayla mesajı gönderdim. Yapılan inceleme ile KIzılayca Zeynel Yardım ailesine bir küçük koli yiyecek yardım verildi.
Şimdilerde Zeynel Yardım, belediyeden yiyecek yardımı almak için, ayrıca Fak Fuk Fon dedikleri Fakir Fukara fonundan yardım almak için girişimde bulunmakta. Bilmem ne olur halleri.
Zeynel Aslan’dan, sana kredi çekmek için senin evini alan adamla görüştün mü ne diyor diye sorduğumda şunu söyledi:  “Adam telefona bile çıkmıyor, o da evi başkasına satmış.”  Ürperdim, evin elden gitmiş, başımın çaresine bak, diyebildim ancak.
Artık Zeynel Aslan şu anda evsiz de kalmış durumda, ama o buna inanmak istemiyor. Buna rağmen o ümitsizce, suyu kesilmiş, kanalı tıkanmış evin tıkanan kanalını açmak için Aski’nin istediği 300 lirayı bulmanın çabası çaresizliği içinde.
Zeynel Aslan’ın bir kız bir oğlu var, lise mezunlar bir kamu kuruluşunda küçük memurlar. Kızı bekâr yanında, onun maaş takviyesi içinde yaşama mücadelesi veriyorlar. Oğlu da, kirada oturuyor, ilkokula giden iki çocuğu varmış, zar zor geçiniyormuş.
Kışın gelmekte olduğu, havaların her gün soğumaya başladığı şu günlerde Zeynel Aslan’ın evinin bütün faturaları bir yıldır ödenmediği için önce Aski’ce su sayacı sökülüp götürülmüş, daha sonra elektrik ve doğal gazı da mühürlenecek, kapanacak.
Kısaca, harcama ve dikkatsizliği yüzünden borca girmiş, evini kaybetmiş, sefalete düşmüş bir emekli öğretmenin perişanlığını, başına gelenleri size aktarmaya çalıştım. Hani derler ya, “ayağını yorganına göre uzat” . İyi de ayağımıza göre yorgan olsa gerekme mi? Yine de sonunda böylesine sefil bir duruma düşmemek için bütçemize göre harcama yapmamız ve bu davranış içinde olmamızda yarar var. Bilmem ne olacak emekli Öğretmen Zeynel Aslan’ın durumu, ben sadece bu sefaletine tercüman oldum.
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

Zeynel Aslan, kapanan logarının açılması için, Aski’ye verdiği dilekçe aşağıda; telefon kontur parası bulamayan Zeynel Aslan’dan Belediye (Aski) 300 lira para istemiş, para yatıramıyor, halen logar kapalı. Aski’den gelirken yolda rastladım resmini çektim.

ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BAŞKANLIĞI
ASKİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE,
ANKARA                                                                                                           01.11.2016                                                                                                              
Emekli öğretmenim ve aşağıdaki adreste oturmaktayım. Ailemizde bazı sorunlar ve kendimin sağlık sorunları nedeni ile borçlandım, tefecinin ağına düşerek maaşımın boyutunu geçen çok fazla borç altında girdiğim için sıkıntıya düştüm. Maaşımın hepsi borca gidiyor.
Sıkıntı içinde kıvranırken, eşim merdivenden düşerek ayağını kırdı. Sıkıntılar peş peşe devam ederken, oturduğum evin tuvaleti tıkandı, kullanamıyoruz, ne yaptıksa açamadık. Muhtemelen bahçe veya dışında bir yerde çökme nedeni ile kapanmış olmalı. Komşu evlerin tuvaletine veya cami tuvaletine gitmek zorunda kaldık.
Bunun için ASKİ Yenimahalle Müdürlüğüne başvurduğum zaman para istediler, yaptıramıyorum. Çok müşkül durumdayım, yiyecek ekmeğe muhtaç duruma düştüm.
Kapanan logarın herhangi biriminizle açılmasını saygı ile arz ederim.
                                                                                                                           Zeynel Aslan
Uğur Mumcu Mahallesi 51 Nolu Koop. 1638. Sok. No:23/1
Yenimahalle-ANKARA


3 Kasım 2016 Perşembe

Yine fitili ateşledi - Tünay Süer

Yine fitili ateşledi - Tünay Süer
Bahçeli bugünkü grup konuşmasında yine AKP’ye arka çıktı.
“AKP hazırsa MHP dünden vardır. Sayın Başbakana diyorum ki gelin bu işi bitirelim, idam cezasını düzenleyen tasarı veya teklifin TBMM’ye gelmesi halinde MHP gereğini yapacaktır.”
AKP’nin her teklifi Bahçeli için sanki emir.
Partisi için değil, AKP için çalışıyor…
Böyle genel başkanlık olur mu?

Onun gereğini yapmadığı zaman var mı acaba?
MHP’ye yazık ediyor ve Türkeş’in kemiklerini sızlatıyor.

                                                     ***
Hoca efendi diye el üstünde tutulup, saygı gösterilen adamın 15 Temmuz darbe girişiminde bir çete reisi olduğunu ve kendi halkının üzerine bombalar yağdırttığını gördüğümde o kızgınlıkla onun idamını ben de istemiştim.
Hatta belki ilk isteyenlerdendim.
Sakinleşip düşündüğümde bizim ülkemizde bu uygulanırsa vay geldi halimize diye düşündüm.
Baksanıza bu FETÖ yüzünden binlerce suçsuz insan sorgusuz sualsiz tutuklandılar, işlerinden güçlerinden, mesleklerinden oldular.
Ülkemizde hukuk tek kişinin dudakları arasına sıkışıp kalmış.
Böyle olunca da Türkiye’deki bu hukuk sisteminde idam cezası yanlış kullanılacaktır, örnekleri geçmişte mevcuttur.

***
Dünya üzerinde kaç ülkede idam cezası var diye araştırdığımda 58 ülkede uygulandığını gördüm. 35 ülkede de savaş veya olağanüstü durumlarda idam cezasının uygulanabileceği hükmü bulunuyor.
Türkiye’de idam cezası 14 Temmuz 2004 yılında kaldırıldı.
5 Mayıs 1949 yılında kurulmuş olan Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13. Protokolü ile konseye üye tüm ülkeler de idam cezası kaldırılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti de kurucu üye olmamakla beraber 1949 yılında Avrupa konseyine üye olmuştur.
Avrupa Konseyine üye ülke sayısı 47 dir. Neredeyse dünyanın dörtte birinde idam tarih olmuştur.
İdamı bir ceza olarak uygulayan 39 ülke mevcut.
Bu ülkelerin çoğunluğu Afrika, Orta Doğu ve Asya’da fakat  dünyanın en büyük ve güçlü, modern ABD’ri de bu ülkeler arasında.
Erdoğan’ın sık sık dünyada birçok ülkede uygulanıyor demesi buna dayanıyor.
Bir suçluya kızdığımız zaman böylelerini ipte sallandıracaksın ki diğerlerine örnek olsun deriz.
İdam caydırıcımıdır, korkutucumudur bunu ancak hukukçular tartışabilirler.
Çok sayıdaki araştırma, suçluların idam edilmelerinin bireyleri cinayet suçunu işlemekten caydırmadığını gösteriyor.
Örneğin ülkemizde birkaç cinayet işlemiş birisi, aflardan yararlanarak çıkıyor ve aynı suçu tekrar işliyor.
Bazı araştırmalarda İdam cezasına nispeten, hapsedilmenin suçlulukta daha caydırıcı olduğu belirtiliyor.

Askeri ceza kanunlarını inceledim kısmen;
Askeri cürüm ve kabahat: Madde 1  –“ Türk Ceza Kanununa göre cürümler ve cezalar hakkında umumi suretle cari olan esaslar bu kanunda hilafı yazılı olmadıkça askeri cürümler ve cezalar hakkında da tatbik olunur. 1 – Bu kanunun ölüm, ağır hapis ve hapis cezalarıyla cezalandırdığı suçlar askeri cürümlerdir” deniliyor.
Aklıma hemen Balyoz, Ergenekon ve bunlara bağlanan davalar geldi.
Bu davaların kumpas olduğunu bizler biliyorduk ama o sıralarda hoca efendi ile gayet iyi anlaşan Erdoğan araları açılınca itiraf etti ki Ergenekonlar kumpastı.

Aldatıldım…
Ya o sıralarda idam olsaydı, düşüncesi bile tüylerimi ürpertiyor…
Hani derler ya hırsla kalkan zararla oturur diye nice vatanseverler belki şu anda hayatta olmayacaklardı.
Yukarıda dediğim gibi bu idam meselesini gerçek hukukçulara bırakmak gerek.

Beni aşar…
Bakın Bahçeliden nerelere geldik.
Ben böyle düşünebiliyorsam bir genel başkan bunları nasıl düşünmeden
“AKP hazırsa MHP dünden vardır” diyebiliyor.

Hayret!
MHP de gerçek MHP liler ve bilhassa gençleri Bahçelinin hatalarını görmelidirler.
Mademki AKP ile aynı çizgide yürüyen bir genel başkanları var o zaman MHP muhalefet partisi olamaz.

İktidar mı?
Asla…
Çünkü esası varken kimse taklidine oy vermez.
Türkiye’nin bu hale gelmesinde Bahçelinin rolü çok büyüktür.
Bunu Türkiye anladı ama MHP de bazıları halen anlamadılar veya anlamak istemiyorlar.
MHP çöküyor…
Bir şeyler yapın artık…

Tünay Süer

2 Kasım 2016 Çarşamba

Böke: Cumhuriyet'i suçlayan savcı 'FETÖ'den, suç uydurmaktan, casusluktan' yargılanıyor

CHP Sözcüsü Böke, Cumhuriyet yazarları ve yöneticilerine 'FETÖ' suçlaması yönelten savcının FETÖ üyeliğinden yargılandığını söyleyerek "Cumhuriyet, kırmızı çizgimizdir. Bir adım dahi geri adım atmayacağız, teslim etmeyeceğiz" dedi.

CHP Sözcüsü Selin Sayek Böke, Cumhuriyet'e yapılan operasyonu "AKP-FETÖ kardeşliğinin ortak operasyonudur. Cumhuriyet, kırmızı çizgimizdir. Bir adım dahi geri adım atmayacağız, teslim etmeyeceğiz.

CHP Sözcüsü Selin Sayek Böke, MYK toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.
CHP'li Böke özetle şöyle dedi:

AKP'nin faşizmi Cumhuriyet'e sistematik ve açıktan saldırıyı devam ettiriyor. Tek adam diktasını resmileştirerek için trajedi ortaya koyuyorlar.

Bu faşizm hayatımızda somut biçimde karşımıza çıkıyor. Bütün demokratlar, Cumhuriyet sevdalıları hep bir arada buna hayır denmesi kararlılığını ifade ediyorlar. Bu ihtiyaç her geçen gün daha kararlı biçimde ortaya çıkıyor.

"KİMSE YAPTIKLARI YANINA KALACAK SANMASIN"

AKP bu faşizmi tahkim etmek için attığı her adım irademizi güçlendiriyor.

Hiç kimse bu saldırılarla Cumhuriyet ve demokrasiyi teslim alacağını sanmasın. Biz Cumhuriyeti de demokrasiyi de teslim etmeyeceğiz. Hiç birimiz geri adım atmayacağız Kimse bu yaptıklarının yanına kalacağını sanmasın. Demokrasimize yapılan saldırıların hesabını verecekler.

"CUMHURİYET KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR"

AKP faşizmi gözünü açıkça Cumhuriyet'e dikti.

Daha önce Ergenekon şimdi de FETÖ ile suçluyorlar.

Çünkü Cumhuriyet sıradan bir gazete değildir; genç Cumhuriyetin kuruluş hikayesinin bir eseri. kurucu iradesinin hatırası, Uğur Mumcuların, Kışlalıların, Üçokların evi, İlhan Selçuk'un gazetesidir, faşizmin ve darbecilerin korktuğu bir güç, Cumhuriyetin kurumudur.

Cumhuriyet gazetesine yapılan her saldırı bizim Cumhuriyetimize yapılan açık saldırıdır.
AKP rejiminin Cumhriyet'e saldırması tesadüf değil. İlericiler, demokratlar Cumhuriyet gazetesini AKP faşizmine teslim etmeyecekler.

Cumhuriyet, kırmızı çizgimizdir. Cumhuriyet'ten bir adım dahi geri adım atmayacağız, teslim etmeyeceğiz.

Gençlerimiz nöbete devam ediyor, kadınlarımız sokaktalar. CHP Cumhuriyet'in arkasında durmaya devam ediyor, edecek. Onlara gönülden teşekkür etmek istiyorum.

"FETÖ KARDEŞLİĞİNİN OPERASYONU"

Cumhuriyet'e yapılan operasyon AKP- FETÖ kardeşliğinin yaptığı bir operasyondur. Başsavcılığın açıklaması var. FETÖ adına suç işlediler diyor. Ancak soruşturmayı yürüten savcıyla ilgili garabet bir durum var. Suçlamayı yapan savcı FETÖ üyeliğinden yargılanıyor. 28 numaralı sanık. FETÖ'ye üye olmak, casusluktan açıkça suçlanıyor. Bir de "suç uydurmak" suçlamasıyla yargılanıyor. Tutuksuz ve görevde.

FETÖ kardeşliği girişiminden 5 gün önce bir haber yapıldı. 15 Temmuz'la ilgili İstanbul'daki soruşturmayı yürüten savcının kardeşi FETÖ'den açığa alındı. Bu kişi Cemaat abisi olduğu gerekçesiyle açığa alınmıştı. Bu haberi Cumhuriyet yazmıştı. FETÖ bağlantılarını açığa çıkaran gazeteyi susturmaya yönelik en radikal adımı attı.

OPERASYONU BİRLİKTE YAPTILAR

Cumhuriyet'e yapılan bu suç ortaklığını örtme operasyonudur.
FETÖ-AKP kardeşliğinin birlikte yaptığı operasyondur. Suç ortaklığını gizlemek için bu operasyon yapılmıştır.

BU SORULARA HALA YANIT VERİLMEDİ

AKP'nin içindeki FETÖ'cüleri koruma telaşı her şey de görülüyor. Daha önce sormuştuk bir kez daha soracağız. Net ve açık olarak bu hükümetten yanıtı hemen bekliyoruz

1- Bu Hükümetin 15 Temmuz darbesine dair daha önceden haberi var mıydı?
2- FETÖ'nün haberleşme programı olduğu söylenen BYLOCK'un kullanıcı listesi soru işaretleri barındırıyor. Yazılımcı elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Nasıl hangi güçle? Bylock programını uluslar arsası bağımsız kuruluş incelemeden bu listelere inanmamızı bekleyin.
3-Darbe girişimin kilit ismi Adil Öksüz. Darbenin siyasi ayağı neden ortayA çıkarılmıyor.
4- Türkiye insan haklarıyla ilgili uluslararası maddeleri askıya aldı. Adil yargılanma vermeyeceğiz dedi. Hangi hakla adil yargılamayacağız diyebiliyorsunuz? Siz hangi hakla işkence yapacağız diyorsunuz

Hükümet bir türlü bir sorulara yanıt veremiyor. AKP kendi içindeki FETÖ'cülerle hesaplaşamıyor.

Ortaklı o kadar derin ki bunun yerine sivil darbe yaşatıyorlar.

Sivil darbenin amacı darbecileri korumaktır. Sistematik biçimde hukuku ve demokrasiyi ayaklar altına almak istiyorlar. Bu darbeyle korkutmaya çalışıyorlar.

Hadi canım sende - Yılmaz Özdemir

Hadi canım sende - Yılmaz Özdemir
15 Temmuz darbe girişiminden sonra başlatılan idam tartışmalarına baktıkça İsmet İnönü’nün beceriksiz ve yalancılar için kullandığı ‘’Hadi canım sende’’ sözü aklıma geldi.

16 yaşında bir kız çocuğu yerel bir radyodan özel birine diye bir şarkı isteğinde bulunacak, bunu duyan aile meclisi toplanıp namusumuz kirlendi diye o kız çocuğunu kendi kardeşine öldürtecek, yargılama sonrası namusunu temizleyen bu insanlara ceza indirimi uygulanacak ama ceza sistemine idamın girmesi istenecek.

Alkollü olduğu halde ters yola girip kendi halinde masum insanların ölümüne sebep olanlar daha ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılacak ama ceza sistemine idamın girmesi istenecek.

Namusuyla çalışan emekçilerin yıllarca biriktirdikleri parayı yasal boşluklardan faydalanarak dolandıran finans kuruluşu patronları elini kolunu sallayarak sefa sürmeye devam edecek, ama ceza sistemine idamın girmesi istenecek.

Şort giyerek dolaştığı için masum bir kızın suratına tekme atan hastalıklı biri kısa süre içinde serbest bırakılarak halkın arasında pimi çekilmiş el bombası gibi dolaşmaya devam edecek, ama ceza sistemine idamın girmesi istenecek.

Dünyadaki bütün hukuk devletlerinde halkın vergileriyle oluşan bütçeyi yağmalayan siyasetçiler yargılanırken, Türkiye’de dokunulmazlık zırhına bürünüp yargılanmak istendiklerinde de TBMM’de yapılan oylamada buna izin verilmeyecek, ama ceza sistemine idamın girmesi istenecek.

Yukarıda yazdığım örnekleri sayfalarca çoğaltmak mümkün. Şu an eminim ki sizinde aklınıza onlarca örnek geldi.

Diyeceğim o ki; sen ülkeyi yöneten güç olarak her türlü takdir hakkını suçlulardan yana kullanıp halkın hukuka olan inancını yerle bir edeceksin ve cezaevinde olması gereken suçluları halkın içine bırakacaksın sonrada siyasi hesaplarla idamın ceza sistemine girmesini isteyeceksin.

İsmet İnönü’nün dediği gibi. Hadi canım sende.
Hadi canım sende - Yılmaz Özdemir

Yılmaz Özdemir

Tutuklama kurumunu ayağa düşürmeyiniz! - Güner Yiğitbaşı

Tutuklama kurumunu ayağa düşürmeyiniz! - Güner Yiğitbaşı
Şunu herkes çok iyi öğrensin ve bilsin.

Tutuklama;yargılama sonunda bir  mahkeme kararı ile suçlu görülerek mahkum edilecek olan bir şüpheli ve sanığın kesinleşecek olan muhtemel bir cezasının peşinen infazını sağlayan ve infazı garanti altına alan bir kurum değildir.

Tutuklama; yasanın öngördüğü koşulların varlığı haklinde başvurulması gereken, maddi hakikatin ortaya çıkmasını engelleyecek olan delillerin karartılması tehlikesinin varlığını ortaya koyan ve/veya şüpheli veya sanığın yargıdan kaçacağına ilişkin somut olguların varlığı halinde, istisna in başvurulabilecek olan bir tedbir olup, tutuksuz yargılanmak asıldır.

Bizim toplumumuza bakıyoruz, en başta savcılarımız ve hakimlerimiz olmak üzere, hiç kimse tutuklamaya bu gözle bakmıyorlar.Herkes, ileride alınması muhtemel bir cezanın peşinen infazının sağlanmasının peşinde koşuyor.Bu çok yanlış bir anlayış ve değerlendirmedir.

İnsanlarımız; mağdur iseler, tutuklama nedenleri olmasa da, şüpheli veya sanığın tutuklu yargılanmasından  hoşnut oluyorlar, aksi halde tutuklama kararını vermeyen hakimlerimizi eleştiriyorlar, suçlu iseler, tutuksuz yargılanmayı savunuyorlar.

İnsanlarımızın bu bencillikleri ve hukuk bilgilerinin yetersizliğinden, tutuklama kurumu zarar görüyor ve yozlaşıyor, tutuklama amacından saptırılıyor.

Hakim ve savcılarımız da bu toplumda yaşayan insanlar olarak, kamuoyunun bu çifte standart bencil istek ve arzuları yüzünden etki altında kalıyorlar ve tutuklamayacak insanları da tutukluyorlar, tutuklama kurumunu yasal koşulları içinde doğru olarak uygulayan, tutuklamanın yasal nedenleri varsa tutuklayan, tutuklamanın yasal nedenleri yoksa tutuklamayan hakimlerimiz de haksız bir şekilde eleştiriliyorlar.

Örnek mi? Şu kamuoyunu meşgul eden şortlu kadını tekmeleme olayı.Şüphelinin kaçma ihtimali yoksa, toplanacak ve dolayısıyla karartılacak delil de yoksa, halkın duyarlılığı nedeniyle bu şahıs niçin tutuklu yargılansın ki? İleride suçlu görülerek mahkum edilir ve mahkumiyet kararı kesinleşirse, içeriye buyur edersiniz olur biter.

Lütfen, hiç  kimse bilir bilmez laf ederek, şu tutuklama kurumunu yozlaştırmasın.

Biraz sonra bir müvekkilin sorgusuna gireceğiz ve tutuklamanın, ülkemizde yozlaştırılması ve yasal amacı dışında kullanılması nedeniyle, ne acıdır ki, hakime; tutuklamanın ne olup ne olmadığını ve yasal koşullarını, uzun uzun anlatmak zorunda kalacağız.

02/11/2016
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu.